Şehrin gündemi. Farklı bir bakış.

8 Kasım 2026 Pazar

SON HABERLER
Köşe Yazısı Ayşegül Poyrazoğlu

Her Şeyin Hızlandığı Bir Dünyada İnsan Neden Kendine Yetişemiyor?

Bir zamanlar insanlar mektup beklerdi. Postacının yolu gözlenir, kapı sesi duyulduğunda kalp biraz daha hızlı atardı. Bir mektubun gelmesi günler, bazen haftalar sürerdi. Şimdi mesajlarımız saniyeler içinde karşı tarafa ulaşıyor ama birbirimize söyleyecek söz bulmakta zorlanıyoruz.

Dünya hızlandı. İnsan yetişemedi.

Sabah gözümüzü açar açmaz elimiz telefona gidiyor. Henüz yataktan kalkmadan dünyanın yarısını dolaşıyor, tanımadığımız insanların kahvaltısını, tatilini, mutluluğunu, öfkesini öğreniyoruz. Birkaç dakika içinde onlarca haber okuyor, yüzlerce görüntü izliyor, sayısız cümleye maruz kalıyoruz. Sonra bütün bunların arasında kendi hayatımıza dönüp güne başlıyoruz.

Peki, bütün bu olup bitenlerden geriye ne kalıyor?

Bir haberi okuyoruz ama ayrıntısını hatırlamıyoruz. Bir fotoğrafa bakıyoruz ama gördüğümüz manzaranın içinde kaybolmuyoruz. Bir arkadaşımızla konuşurken telefonumuza gelen bildirime göz atıyor, karşımızdakinin cümlesini yarıda bırakıyoruz. Her şeye yetişmeye çalışırken hiçbir şeyin içinde tam olarak bulunamıyoruz.

Belki de çağımızın en büyük yorgunluğu budur: Sürekli bir şeylerle meşgul olmak ama hiçbir şeyle gerçekten ilgilenememek.

Üstelik bu hızın kendine ait bir dili var. Her şey hemen olsun istiyoruz. Siparişimiz gecikmesin, mesajımıza anında cevap gelsin, beklediğimiz sonuç bir an önce açıklansın. Bir kitabın ilk sayfalarında sıkılıyoruz, bir filmin ağır ilerlediğini düşünüyoruz, bir insanın derdini dinlerken bile ne zaman biteceğini hesaplayabiliyoruz.

Sabırsızlığımızı zamanın suçu gibi gösteriyoruz. Oysa zamanın suçu ne? Dün de yirmi dört saatti, bugün de yirmi dört saat. Değişen, bizim o yirmi dört saatin içine sığdırmaya çalıştıklarımız.

Bir de şu meşhur yetişme telaşımız var. İşe yetiş, eve yetiş, toplantıya yetiş, gündeme yetiş, hayata yetiş… Bazen başkalarının hayatına yetişmekten kendi hayatımızı kaçırıyoruz. Bir bakıyoruz ki gün bitmiş, yapılacaklar listesi hâlâ önümüzde duruyor. İnsan kendi kendine soruyor: Ben bugün yaşadım mı, yoksa yalnızca yapılacak işleri mi tamamladım?

Bir edebiyatçı olarak en çok da okuma alışkanlığımızdaki değişimi düşünüyorum. Bir kitabın sayfaları arasında kaybolmak, bir cümlenin üzerinde durmak, aynı paragrafı yeniden okumak… Bunlar artık biraz sabır istiyor. Oysa kitap, bize yalnızca bir hikâye anlatmaz; durmayı, düşünmeyi, bir başkasının dünyasına girmeyi de öğretir.

Okumak, bir metni gözden geçirmek değildir. Bazen tek bir cümle insanın yıllardır cevaplayamadığı bir soruya dokunur. Bunun olması için de o cümleye zaman tanımak gerekir.

Belki de bu yüzden edebiyatın bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olan bir alan olduğunu düşünüyorum. Çünkü edebiyat aceleye gelmez. Bir karakteri tanımak için onunla zaman geçirmeniz gerekir. Bir hikâyenin içine girmek için yalnızca gözlerinizi değil, zihninizi ve kalbinizi de açmanız gerekir.

Elbette teknolojiyi suçlayarak bir yere varamayız. Teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor, dünyayı küçültüyor, bilgiye ulaşmamızı sağlıyor. Mesele, teknolojinin varlığı değil; bizim dikkatimizi, zamanımızı ve hatta düşünme biçimimizi onun ritmine teslim etmemiz.

Belki de biraz itiraz etmeliyiz bu hıza.

Bir kahveyi soğumadan bitirmeye çalışmak yerine tadını çıkaralım. Bir dostumuzu dinlerken telefonumuzu ters çevirelim. Bir kitabın altını çizdiğimiz cümlede biraz oyalanalım. Bir çocuğun anlattığı, bize göre önemsiz görünen hikâyeyi sonuna kadar dinleyelim. Bazen hiçbir şey yapmadan oturalım. Çünkü her boşluk doldurulması gereken bir eksiklik değildir.

İnsanın kendine ayırdığı zaman, boşa geçirilmiş zaman değildir.

Belki de hayatı kaçırmamızın nedeni geç kalmamız değil, sürekli bir yerlere yetişmeye çalışmamızdır. Oysa hayat, varılması gereken bir durak değil; içinde bulunulması gereken bir yolculuktur.

Şimdi kendimize küçük bir iyilik yapalım. Bugün bir yere yetişmeye çalışmadan önce bir an duralım ve kendimize şu soruyu soralım:

Herkese yetişmeye çalışırken, en son ne zaman kendimize yetiştik?

Yorum Yazın

Kategoriler

Kocaeli Rehberi

Gazete