Dünya diplomasisinin kalbi bugün Ankara’da, tabiri caizse devasa bir satranç tahtasının başında atıyor. 32 NATO üyesi ülkenin liderleri, küresel savunma sanayiinin dev aktörleri 36. NATO Zirvesi için bir araya geldi. Ancak bu kez masada sadece bildiğimiz o klasik askeri bütçeler ya da yuvarlak masa ittifak söylemleri yok. Karadeniz’in geleceği, müttefiklik dengeleri ve kapalı kapılar ardında milyarlarca dolarlık askeri ticaret anlaşmaları imzalanıyor.
Gelin, bu küresel zirvenin perde arkasını, önümüze konan artıları ve eksileriyle açıkça masaya yatıralım.
Zirvenin en sıcak ve stratejik arka planı hiç kuşkusuz Karadeniz güvenliği. Batı dünyası, Rusya’yı güneyden tamamen kuşatabilmek adına Karadeniz’de kalıcı ve sınırsız bir askeri varlık göstermek istiyor. Ancak önlerindeki en büyük yasal barikat: 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi.
Tam bu noktada, yapımı ve hukuki statüsü tartışılan Kanal İstanbul projesi küresel bir jeopolitik koz olarak yeniden raftan iniyor. Eğer bu yapay su yolu, Montrö rejimini esnetecek bir formülle yabancı savaş gemilerine açılırsa, NATO’nun rüyası gerçek olurken Rusya için bu durum doğrudan bir “savaş sebebi”sayılabilir. Ankara ise bu mega projeyi her iki tarafa karşı elindeki en büyük denge ve pazarlık aparatı olarak masada tutmaya devam ediyor.
Yıllardır iç ve dış siyasette tartışılan o kronik soruyu hatırlarsınız: “Türkiye, NATO’nun ileri karakolu ve jandarması mı?” Bu soru, Ankara zirvesiyle birlikte yeniden alevlendi. Soğuk Savaş döneminde sadece askeri insan gücüyle ittifakın yükünü sırtlayan Ankara, bugün bu tanımı tamamen değiştirmiş durumda.
NATO içindeki kesin veto yetkisini kullanan, müttefiklerinin tüm ambargolarına rağmen Suriye’den Libya’ya sınır ötesi kendi askeri ajandasını uygulayan ve yeri geldiğinde Rusya’dan S-400 alabilen bir Türkiye var. Bugün Ankara, emir kulu bir “jandarma” değil; ittifaktan ayrılması göze alınamayacak kadar güçlü, her iki tarafla da pazarlık yapabilen “zoraki ve oyun kurucu bir ortak” profilini müttefiklerine kabul ettiriyor.
Zirvenin en dikkat çeken ekonomik boyutu ise, ittifakın en yeni üyeleri İsveç ve Finlandiya ile Türkiye arasındaki ticari makasın dönüştüğü nokta. Düne kadar terörle mücadele ve veto krizleri nedeniyle gerilen ipler, yerini milyarlarca dolarlık savunma sanayii iş birliğine bıraktı.
Ankara’nın onay şartı olarak masaya koyduğu “ambargoların kalkması” maddesi, bugün meyvelerini veriyor. Türkiye, yerli zırhlı araçları ve savunma sanayii projeleri için hayati öneme sahip yüksek mukavemetli askeri zırh çeliğini artık bu iki kuzey ülkesinden doğrudan tedarik ediyor. Karşılığında ise askeri tekstil, taktik mühimmat ve lojistik araç bileşenleri ihraç ediliyor. Ankara’daki Savunma Sanayii Forumu, dünün ambargo uygulayan ülkelerini bugünün en yakın ticari müşterileri haline getiriyor.
Türkiye, Ankara’daki bu tarihi zirvede iki farklı dış politika vizyonunun tam kavşağında duruyor. Önümüzde iki net senaryo var:
1. Yol (Batı İttifakına Yakınlaşma): Kanal İstanbul ve Karadeniz kozlarını daha esnek kullanarak Batı ile tam uyum sağlamak. Kazancımız; F-35 ve Eurofighter gibi askeri ambargoların kalkması, yerli savunmaya Batı teknolojisinin akması ve küresel finans çevrelerinin Türkiye’ye güvenerek doğrudan yatırım getirmesi olur. Ancak risk büyük: Rusya ile turizm, enerji (doğalgaz/Akkuyu) ve ticarette anında milyarlarca dolarlık bir kriz yaşanabilir; Moskova Suriye’nin kuzeyinde bizi sıkıştırabilir.
2. Yol (Montrö Odaklı Denge Politikası): Mevcut statükoyu (Montrö Sözleşmesi’ni) tavizsiz koruyarak, Rusya ve Batı arasında tarafsız/arabulucu rolünü sürdürmek. Kazancımız; Karadeniz’in büyük güçlerin savaş alanından uzak, güvenli bir deniz olarak kalması ve Türkiye’nin dünyada her iki tarafla da konuşabilen “vazgeçilmez arabulucu” statüsünün tescillenmesidir. Bunun riski ise; Batı blokunda “iki taraflı oynayan müttefik” algısının derinleşmesi, F-16 tedarik süreçlerinde oyalamaların sürmesi ve olası büyük bir krizde her iki tarafın da tam güvenmediği bir yalnızlığa itilmek.
Net Teşhis: Ankara’daki NATO Zirvesi, Türkiye için sadece bir diplomasi buluşması değil; yukarıdaki artılar ve eksiler arasında en az hasarla en çok kazancı koparma sanatıdır. Atılacak her imza, Türkiye’nin önümüzdeki 20 yılını şekillendirecektir. Ve biz, bu satranç tahtasındaki hamleleri çok yakından takip etmeye devam edeceğiz.
Beyhan Korkmaz
BASIN BÜLTENİ
7 saat önceGÜNDEM
9 saat önceBASIN BÜLTENİ
1 gün önceEĞİTİM
5 gün önceGÜNDEM
20 gün önce
1
Trump’tan seçim sonrası ilk mülakat
7775 kez okundu
2
Avusturya başbakanı Sebastian Kurz ile ilgili bilinmeyenler
4754 kez okundu
3
Salıcı’dan Atina’ya “Hukuk” Uyarısı: “Oldubittiyle Alınacak Yol Yoktur”
2864 kez okundu
4
Putin’den Ermenistan’ı yıkan açıklama: Karabağ Azerbaycan’ın ayrılmaz bir parçasıdır!
1885 kez okundu
5
Kıvanç Tatlıtuğ’dan evliliğine dair çok çarpıcı röportaj.
1788 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.